işte böyle dedi zerdüşt kitap yorumu…

işte böyle dedi zerdüşt ile ilgili görsel sonucu

Yazmış olduğu ” işte Böyle dedi Zerdüşt “eserine gelecek olursak yazarımızın da dediği gibi ” Herkes” ve “Hiç Kimse” için bir kitap…

İlk olarak bana biraz ağır bir kitap geldi, bazı söylemleri çok güzel ve anlamlı Felsefi olarak insanı zorlayan ve düşündürmeye sevk eden bir kitap. Ana karakterimiz Zerdüşt. İnsanların arasında dilediğini bulamayan ve insanların bir amacının olmadığını gören karakterimiz dağlara çıkar. Yalnızlığıyla kalır ve düşünmeye başlar her şeyi. Erdemi, merhameti, dostluğun ne olduğunu, acıyı, mutluluğu… Aklınıza gelebilecek birçok konu üzerinde duruyor.

.

.

Ayrıca “tin” ve “üst-insan” kavramlarını vurguluyor kitabında. Kitap ilk başka üç bölümden oluşmasına rağmen Nietzsche daha sonradan bir bölüm daha ekliyor . Sevdiği kadına evlenme teklifi edip ret cevabı alınca kitabı on gün içeresinde yazmış olması da beni ayrı bir şaşırttı. Eserinde sürekli üst-insan kavramı üzerinde duruyor, anladığım kadarıyla demek istediği insanın tamamlanmamış bir varlık olduğu ve insanın bunu aşması gerektiğidir. Yani insan ne zaman yanılgılarından ve yücelttiği yansımalardan kurtulursa üst-insan olma yolunda ilerleyecektir.

 Kitaptan alıntı:

Kötülükleriniz değil birçok iyilikleriniz bana bulantı veriyor. İsterdim ki cinnetiniz gerçek adalet ve bağlılık olsun. Hâlbuki sizin erdeminiz yalnız uzun yaşamak ve acınacak bir rahata kavuşmak içindir.

Kitapta karşımıza çıkan yaşam felsefesini ele alalım.

 Öncelikle bahsettiğimiz gibi bu felsefe, dinlerin ve metafizik her tür inancın altüst edilip terse çevrilmesidir. Kişi herhangi bir devletsel veya dinsel ideale bağlanmayı bırakmalı, yeryüzüne ve yaşama bağlı kalmalıdır. Çünkü Nietzsche’nin kitapta ‘öte dünyalılar’ diye tarif ettiği Hristiyanlık etiğine bağlı Batı geleneği kişiyi alçaltır, onu sürü psikolojisi içinde bireyselliğini yok ederek eritir ve yaşamı olumsuzlaşarak öte dünyaya ulaşmayı hedef olarak gösterir. Nietzsche için bu köle ahlakıdır. Zerdüşt, insanların bu zayıflığı ve yaşam olumsuzlaşmasını bırakarak, tam tersine toplumsal ideallere

 (onun deyimiyle sürüye) ait olmasını değil birey olmasını, öte dünyaya değil bu dünyaya bağlı kalmasını, yaşamı olumsuz değil olumlu olarak görmesini salık vermektedir. Zerdüşt, insanlara ‘yeryüzüne bağlı kalmaları’ için yalvarır: ‘Yalvarırım size kardeşlerim’ der, ‘yeryüzüne bağlı kalın ve inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz açanlara…’ Peki, bu nasıl olacaktır? Eğer ‘’Tanrı öldü,’’ metaforunu ele alırsak; insanlar yarattıkları Tanrı’yı öldürdükleri bu yüzyılda mecburen yıkılan metafizik inançlar yerine yeni değerler yaratmak zorunda kalacaktır. Nietzsche bu metafizik yıkımı içinde yaşadığı 19.yy Batı toplumunda değerlerin çöktüğünü gözleyerek yapmıştır. ‘’Ben bu kulaklara göre ağız değilim,’’ diyerek de aslında kendisini 20.yy’da yaşayacak kuşakların anlayacağı kehanetinde bulunmuş, içinde bulunduğu yüzyıl yerine gelecek yüzyılın insanının sözcülüğünü yapmıştır. Nietzsche’nin, değerlerin altüst edilişinin simgesi ve sözcüsü Zerdüşt’ün çevresini kitap boyunca hayvanlarla sardığını görürüz. Bu hayvanların kullanılışı; Nietzsche’ye göre çağın özlemini çektiği insanların henüz ortada olmadığını sergiler. Hayvanlar, insanların çölünü gösterir, onun çevresindeki kişileri gülünç kılarlar. Masallarda olduğu gibi insanları karikatürleştirirken aynı zamanda Zerdüşt’ün insanlar arasındaki yalnızlığını belirginleştirirler. Demek ki, fikirleriyle 19.yy’da insanlar arasında kendini hissettiği konumu Zerdüşt üzerinden anlatmaktadır Nietzsche.

Buradan şunu anlıyoruz’ ki ;

 Nietzsche sadece değerlerin ters yüz edilmesini ve yıkılmasını savunan bir nihilist olarak görülmemelidir. O yeni değerler yaratmaktan ve enkazın üzerine yeni bir bina inşa etmekten söz etmektedir. Fakat hitap ettiği kitle henüz buna hazır değildir ama gelecek kuşaklar buna hazır olacaktır. Kitapta Zerdüşt’ün gittiği yerde alaya alındığını, anlaşılmadığını görüp üzüntüye kapılmasını bu gelecek misyonu çerçevesinde anlamamız gerekmektedir. Nietzsche; yeni fikirlerle, yeni kuşaklara ve yeni insanlara hitap etmektedir.

Nietzsche, bu felsefi anlayışı içinde insanı, Darwin’den de esinlenerek hayvan ile Üstinsan arasında gerilen bir ip olarak görmektedir. İnsana kendini aşma misyonu yüklemektedir. İnsan için hayvan ne ise, üst insan için de insan o’dur. Toplumdaki değerleri yıkıp, bir yasa koyucu gibi hareket ederek kendi değerlerini kendisi yaratan kişidir Üstinsan. Ama bu bizi yanıltmamalıdır, Zerdüşt Üstinsanı kaçınılmaz bir şey olarak değil, insan ruhuna karşı bir medyan okuma olarak görür. Üstinsan belki hiç gerçekleşmeyecektir ama Nietzsche böyle bir duruma ulaşmak için çabalamak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu vurgular.

Eğer toplum Köle ise bu Üstinsan da efendi’dir. Dolayısıyla Nietzsche, diğer kitaplarında belirtiği güç istenci kavramına da bu kitapta yer vermektedir. Üst insanın temel özelliği, zayıf değil güçlü olmasıdır. İtaatkâr değil buyurgan, sürü değerlerine karşı bireysel değerleri öne çıkaran bir karakterdir. İradesini başka insanın denetimine vermeyen, birey olarak insanlardan fikri kopukluğunu ve yalnızlığını güce çevirebilen, değerleri toplumda hazır olarak bulup benimseyen değil kendi içinden bulup inşa ederek ortaya koyan kişidir. Peki, tam olarak hangi değerleri savunur, hangi akımın sözcüsüdür? Tabii ki net bir değerler sistemi koyarak tüm insanlığa uyulacak dogmalar da bırakmamıştır Nietzsche. Zerdüşt bu anlamda bir uyarıcıdır, yolu gösterir ama insanlara ulaşılacak değerler listesini hazır olarak vermez. Çünkü Nietzsche, her insanın bu yolda büyük acılara göğüs gererek, toplumsal olarak çekebileceği dışlanmadan tutun içsel olarak değerlerini yıkmanın sancısına kadar bir çok şeyle yüzleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Zerdüşt, kendisine takipçiler arayan biri değildir. O yol arkadaşları istediğini belirtmektedir. Çünkü eğer takipçiler isterse insanları yine sürüleştirmiş olacak ve felsefesine aykırı davranmış olacaktır. Bu yüzden felsefe, ona göre, ‘’Buz kaplı dağlarda gönüllü olarak yaşamaktır.’’ Nietzsche’ye göre bir ağaç, görkemine ulaşmak için rüzgârlı havaya muhtaçtır bu yüzden.

Nietzsche’nin değerlerin yıkımından sonra yaratacağı değerler sistemi içinde sanat merkezi bir rol edinir. ‘’Yalnız bir tanrıya inanacağım,’’ diye haykırır Zerdüşt, ‘’dans etmekte eşsiz olan bir tanrıya!’’ Zerdüşt burada basit bir eğretileme yapmamaktadır. Ona göre Hristiyanlığın Tanrı’sı bedeni (bedensel hazları, yaşama bağlı olan bedensel isteklerimizi) yadsıyıp, bedeni gelip geçiçi ilan edip ölümsüz ruh’u öne çıkarmıştır. Oysa dans figürü yeniden bedeni önemli kılar. Bu yüzden Nietzsche, Yunan mitolojisini, Hristiyanlık öncesi pagan kültürünü önemser. O dönemlerde yapılan müzikli ve danslı şenlikleri över. Yunan ve pagan kültürünü yaşamayı bilmekle över ve kutlar. Müzik ve dans gibi etkinlikler bedene hak ettiği olumlu değeri verir ona göre. Bu yüzden bu tutum sadece estetik bir tavır değildir, varlığa bakış konusunda ontolojik olarak önemli bir yere sahiptir. Hakikat arayışlarını reddeden Nietzsche, yukarıda bahsettiğimiz gibi metafizik inançlara karşı alternatif sistemler, katı ve özgür düşünceyi yıkan ideolojiler öne sürmez. Bunun yerine bedeni ve yaşamı olumluysan, özgür düşünceye önem veren ve aklın sınırlarına hapsolmamış dans ve müzik gibi etkinlikleri öne çıkarmaktadır. Bu yüzden Nietzsche bir yaşam felsefesi öne sürse de bu asla bildiğimiz manada belli bir öğretiyi benimsetmeye dayalı bir proje değildir. Bu yaşam felsefesinin içeriğini oluşturan net değerleri Üstinsan, kendini yenerek, yaratıcılığını kullanarak, büyümenin acısıyla yüzleşerek kendisi belirleyecektir.

Saydığımız temel özelliklere sahip yaşam projesinin esas konularından biri de ‘bengi dönüş’ fikridir. Biz bunu yazımızın sonuna bırakmayı tercih ettik. Çünkü bahsettiğimiz vurguların hepsini kaplayan ana çatı görevinde bir felsefi fikir olarak göze çarpmaktadır Zerdüşt’te. Bu öğreti Zerdüşt’ün Üstinsanı değil, insani yönüdür. Çünkü tanrıları ve metafizik inançları kaybederek yaşadığımız terk edilmişlik halimize metafizik bir teselli verme amacı taşır. Nietzsche bunu kimi zaman bir kozmolojik iddia kimi zaman bir etik kavram olarak ele alır. Zerdüşt, ‘Vizyon ve bilmeceye dair ’de iki tane yol tarif eder. İlki geçmişten başlar, diğeri gelecekten ve şu ‘An’ durduğum geçitte buluşurlar. Dolayısıyla Anın öncesinde de sonrasında da sonsuzluk uzanır: içinden çıkılamayacak bitmek bilmeyen bir olaylar zinciri. Her olay sonsuza dek tekrarlanacaktır, ölümden sonra yeni bir hayata ya da benzer bir hayata geçmemiz mümkün olmayacaktır. Burada dinsel öğretiye bir alternatif sunulduğunu görmekteyiz. Nietzsche bunu bilimsel olarak ispata kalkışmadı ama mantıksal olarak varoluş gizemine bir bakış açısı olarak sundu. Dolayısıyla Nietzsche, varlık kavramına karşı ‘oluş’ kavramını öne çıkarmıştır. Anlaşılır kılmak için şunu söyleyebiliriz; varlık adına tek bir şey vardır o da ‘oluş halinde olandır. Varlık iddiası ona göre durağandır, sabittir. Oluş ise dinamiktir, hareket halinde olandır, hayatın sonsuz akışıdır. Bengi Dönüş’ü olanaklı kılan şey, ‘oluşa ‘evet’ deyiştir. Bu çevrimsel zaman anlayışı karamsar bir ton da taşır. Her şeyin boşun alığını ima eder. ‘Bakın, size Üstinsanı öğretiyorum,’ der Nietzsche, Tanrı’nın ölümünden sonra, Üstinsanın ‘Yeryüzü ’nün anlamı’ olduğunu söyler. ‘Üstinsan’ ise kendinden öteyi yaratmak isteyen ve ‘böylece yok olandır! Yani ‘bengi dönüş’, ‘Oluş’ , ‘Yok oluş’ ve ‘Üstinsana bağlanır. Nietzsche bu öğretinin ahlaki yönünü vurgulamak için: ‘’Her şeyde ve her durumda ‘bunu bir kez daha ve sonsuz kez istiyor muyum?’’ sorusunu kendimize sormamızı ister. Bu soru içinde yaşadığımız anda, şimdiki zamanda yaptığımız eylemlere bizi daha güçlü kılacak seçimlerle yön vermemiz gerektiğini çünkü her seçimin sonsuza dek zamanda yankılanıp yeniden yaşanacağını (en azından zihnimizde, anılarımızda geri dönüp olayları hoşumuza gitse de gitmese de olduğu gibi yaşarız. Olayları olmasını istediğimiz şekle çevirmenin yolu yoktur, pişman olmuşsak bunu telafi edemeyeceğiz.) öğütler ve bizi sürekli uyanık tutmaya, üstinsan öğretisinden şaşmamaya yönlendirir.

Yazarın Hayatı :

Friedrich Wilhelm Nietzsche, Alman bir filolog, filozof, şair, kültür eleştirmeni ve besteci nitelikleriyle tanımlanmaktadır. Din, ahlak, felsefe, bilim ve modern kültür konuları üzerine yoğunlaşmış, bu alanlarda metafor, aforizma, ironilerle dolu eleştirel yazılar yazmıştır. Güç istenci, Tanrının ölümü, Üstinsan ve Bengi dönüş gibi kavramlara kilitlenmiştir. Ve Böyle Buyurdu Zerdüşt isimli eseriyle hafızalara kazınmış olan dahininhayat hikayesi de kendisi gibi etkileyicidir.

Garip bir anne ile anlaşamadığı bir kız kardeşe sahip Nietzsche’nin kadınlarla ilgili düşüncelerinde etkili olan sebep; ilk başta ailesindeki kadınlar olmuştur. Papaz olabilmek için teoloji ve filoloji okumaya başlayıp, daha sonra “tanrı öldü” diyerek eğitimine dil bilimi alanında tamamlamıştır. Hayatı boyunca migren ağrılarından muzdarip olmuş ve şehir şehir gezerek sağlığına iyi gelecek iklimi aramıştır. Ama baş ağrılarına rağmen, yazmaya devam etmiş, delirene kadar kalemi elinden bırakmamıştır.

Nietzsche, Prusya Krallığında Saksonya eyaletindeki küçük bir kasabada 15 Ekim 1844’te doğmuş. Bir papaz ve öğretmen olan Carl Ludwig Nietzsche ile Franziska Oehler’in ilk çocukları olarak dünyaya gelen Nietzsche’nin doğduğu gün, aynı zamanda Prusya Kralı IV. Frederick William’ın da doğum günü olduğu için adı Friedrick Wilhelm olarak belirlenmiş. Röcken Protestan Kilisesi’nde papaz olan babası ile dindar bir aileden gelen annesinin Nietzsche’den sonra iki çocukları daha olmuş. 1846’da doğan kız kardeşi Elisabeth Förster-Nietzsche ve 1848’de doğan erkek kardeşi Ludwig Joseph.

Ancak Ludwig Joseph dünyaya geldikten 1 sene sonra baba Carl Ludwig Nietzsche, bir beyin hastalığı yüzünden hayata veda etmiş. Açıklama olarak ise o dönemler beyin yumuşaması olarak adlandırılan bir rahatsızlıktan öldüğü söylenmiş. Şiddetli migren ağrıları çeken babası, nihayetinde kör olduktan sonra ölmüş. Ve bu Nietzsche’nin tek kaybı olmamış. Henüz 5 yaşındayken babasını kaybeden çocuk, 1 sene sonra da 2 yaşındaki erkek kardeşini kaybetmiş. Tüm bu olanlardan sonra, anne, kız kardeş ve Nietzsche, anneannesinin yanına taşınmış.

Naumburg’da anneanne ve iki bekar teyze ile yaşamaya başlayan Nietzsche ailesi, 6 sene kalacakları evde yeni bir hayata başlamış. İffetli ve dindar kadınlar arasında başlayan yeni hayatının, Nietzsche’nin ileride kadınlarla ilgili dile getireceği düşüncelerinin temelini oluşturduğu söylenir. Kadınlar arasında geçen yıllarda Nietzsche, baskıcı ve bol karşıt cinsli ortam yüzünden içine kapanık bir çocuk olmuş. Neyse ki buradaki yaşamları çok uzun sürmemiş çünkü 1856’da anneannesinin ölümünden sonra aile kendi evlerine taşınmış. 13 yaşındayken eyaletin en iyi okullarından biri olan yatılı Pforta’ya başlamış. Ve bu dönemlerde Nietzsche’nin lakabı “küçük Prostestan papazı” olmuş.

Derslerinde epey başarılı olan Nietzsche, müziğe de merak salmış ve 1857’de ilk otobiyografisini yazmış. 1858’de burs kazanarak Naumburg yakınlarında bulunan, Schulpfort’a başlamış ve 1964’e kadar orada okumuş. Yunanca, İbranice, Fransızca ve İngilizce alt yapısı oluşmuş, ayrıca şiirler ve besteler üzerine çalışma imkanı bulmuş. Tüm bunlara ek olarak; Nietzsche ilk kez ailesinden ayrı kalma deneyimi yaşayarak, özgürlüğün ne demek olduğunu öğrenmiş.

Yıllar boyunca, baskı altında yetişen çocuk, ilk gençlik yıllarında kuralları çiğnemeye başlamış. Uygunsuz konuların peşinden gitmeye, öğretmenlerinin tasvip etmediği alanlara yönelmeye başlamış. Mesela; dönemin pek tanınmayan şairi Friedrich Hölderlin’in eserlerini okumuş ve onu en sevdiği şair olarak ilan etmiş. Ayrıca sıra dışı, ateist ve alkole düşkün bir şair olan Ernst Ortlepp ile tanışmış. Hatta tanışmalarından birkaç hafta sonra ölü bulunan Ortlepp’in etkili olduğu düşünülen bir hata yapmış. Bu; bir arkadaşıyla birlikte okula sarhoş dönmesiymiş.

1864’te mezun olduktan sonra teoloji ve klasik filoloji okumak için Bonn Üniversitesi’ne girmiş. Burada deyim yerindeyse, huy değiştiren Nietzschegirişken bir genç olmuş. Çeşitli gruplara katılmış, içki içmiş ve girdiği bir düelloda yaralanmış. Burnunun üzerindeki yara izi bu düellonun hatırası olmuş. Tatil için eve döndüğünde dindar olan annesi ile kız kardeşine bir daha dini ayinlere katılmayacağını söylemiş ve bir daha kiliseye adımını atmamış.

Nietzsche’nin Gençliği;

Bir dönem okuduktan sonra, inancını kaybetmiş ve “Tanrı öldü” sonucuna varan genç teoloji alanındaki çalışmalarına son vermiş. Öğretmeni Fridrich Wilhelm Ritschl’in çalışmalarından etkilenen Nietzsche üniversitesini de değiştirerek, Ritschl’in ardından Liepzig’e gitmiş. Ritschl’nin yönlendirmesiyle filoloji alanında çalışmaya başlamış ve burada bulunduğu dönemde hayatını etkileyecek iki önemli olay yaşamış.

Bir tanesi genelev ziyaretlerinde kaptığı frengi hastalığı, diğeri ise girdiği bir kitapçıda Schopenhauer’in ünlü eseri “İstem ve Tasarım olarak Dünya ile tanışmasıymış. Alman yazar ve filozof Schopenhauer’den fazlasıyla etkilenerek, kendisini Schopenhauercu olarak tanımlamaya başlamış. Ünlü düşünürün karamsarlığına kapılan Nietzsche, inancını tamamen kaybetmiş. Bu dönemde aldığı sürgün cezası yüzünden Liepzig’de bulunan Vilhelm Richard Wagner ile tanışma fırsatı bulmuş. Wagner’in müziğini beğenmesinin yanı sıra her ikisinin de Ludwig van Beethoven ve Schopenhauer hayranlığı, ikiliyi birbirine daha da çok yaklaştırmış.

Nietzsche; Paul Ree ve Lou Andreas Salome ile; 

Hem bir baba-oğul hem de iki yakın dost ilişkisi kurduğu Wagner ile sık sık görüşmeye başlamış. Bir yandan eğitimine devam eden Nietzsche, aynı zamanda Ritschl’in idaresindeki bir dergide yazıyormuş. Klasik dillerde üstün başarı göstermiş ve Ritschl’in de desteğiyle henüz 24 yaşındayken doktorasını bile olmayan Nietzsche, Basel Üniversitesi’nde filoloji profesörlüğü yapmaya başlamış. 1869’da Basel’deki görevine başlayarak 10 yıl boyunca filoloji ve felsefe dersleri vermiş. Üniversitedeyken bir kültür tarihçisi olan Jacop Burchardt ile tanışmış ve Burchardt’a hayatı boyunca saygı duymuş.

Wagner ile görüşmeye devam eden ünlü kişilik, 1869 Noel’i için Wagner’in evine gitmiş. Ve burada ilk kitabı Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu’nu yazmaya başlamış. Kitabını bitirebilmek için Alplere gitmesinin ardından Almanya-Fransa savaşının patlak vermesi üzerine geri dönmüş. 1870’de gönüllü sıhhiye eri olarak cepheye katılan Nietzsche, savaşta şahit olduğu sahnelerden ne kadar etkilendiğini daha sonra kitaplarında yazmış.

Nietzsche’yi Reddeden Kadın Lou Andreas Salome;

Güç İstemi kuramı, cephede olduğu sırada tohumları atılan düşüncelerinden bir tanesi olmuş. Yaralı askerlerle birlikte yaptığı bir tren yolculuğu sırasında dizanteri ve difteriye yakalanarak, görevinden ayrılmak durumunda kalmış. Bir süre dinlendikten sonra Basel’deki görevinin başına geçen, yarım kalan kitabını 1872 yılında tamamlayabilmiş. Müziğin Ruhundan Tragedya Doğuşu’nda Apolloncu ve Diyonisoscu güçler üzerinde durmuş. Bu tarihten sonra 1876 yılına kadar; David Strauss: İtirafçı ve Yazar, Tarihin Yararı ve Yararsızlığı Üzerine, Eğitimci Olarak Schopenhauer, Richard Wagner Beyrut’ta isimlerinde dört deneme daha yayımlamış.

1876’da Nietzsche, karamsarlığı bırakmasında etkili isim olacak Paul Ree ile görüşmeye başlamış. Wagner’den uzaklaşarak, İnsanca, Pek İnsanca isimli eserini kaleme almış. Kitapta metafizik, ahlak, cinsellik ve dine varana kadar pek çok konuyu inceleyen Nietzsche, Wagner ile Schopenhauer’in felsefesinden ayrıldığını açıkça belli etmiş.

Nietzsche’nin Hayatındaki Önemli İsim Wilhelm Richard Wagner;

1879’da sağlığı bozulmuş ve Basel’deki görevini bırakmak durumunda kalmış. Buradan aldığı küçük bir emekli maaşıyla, şehir şehir gezerek yaşamaya başlamış. Sık sık seyahat etmesinin nedeni, sağlığına iyi gelecek iklim arayışı imiş. Şiddetli baş ağrıları ve görme problemleri yaşamaktaymış. 10 yıl boyunca, bir yerden bir yere yolculuk etmiş ve bu dönemlerde yazmaya devam etmiş. Yazlarını genellikle İsviçre’de Alp dağlarının eteklerinden geçirirken, kışlarını İtalya ve Fransa şehirlerindegeçirmeyi tercih etmiş. Zaman zaman ailesini ziyarete gitmesine rağmen, hem dindar hem de koyu bir milliyetçi olan kız kardeşiyle çatışmaları hiçbir zaman bitmemiş.

Basel’de bir pansiyonda kaldığı dönemde, üniversitede sekreterliğini yapmış olan eski öğrencisi Peter Gast ile karşılaşmış ve Gast görme yetisi iyice zayıflayan Nietzsche’nin özel asistanlığını yapmaya başlamış. 1882’de Şen Bilim isimli eserinin ilk kısmını yayımlayan bağımsız yazar, aynı yıl Paul Ree aracılığıyla Lou Andreas Salome ile tanışmış. Rus asıllı bir psikanalist ve yazar olan Salome’ye aşık olan Nietzsche, ona evlilik teklif etmiş ama reddedilmiş. Nietzsche gibi Paul Ree de Salome’ye aşıkmış. Ancak onun evlilik teklifini de kabul etmemiş. Ree ve Salome ile olan ilişkisi annesi ve kız kardeşi yüzünden biten Nietzsche, her şeyden uzaklaşmak için Rapolla’ya gitmiş. Ve burada ünlü kitabı Zerdüşt Böyle Buyurdu’nun ilk bölümünü sadece 10 günde yazmış.

Nietzsche, Kız Kardeşinin Bakımında; 

Ancak kitapları çok az satılmaya başladığı için Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün dördüncü bölümünün sadece 40 kopyası yapılmış. 1886’da İyinin ve Kötünün Ötesinde’yi, 1886-87 yıllarında ise Trajedinin Doğuşu, İnsanca, Pek İnsanca, Tan Kızıllığı ve Şen Bilin ikinci baskılarını yayımlamış. Tüm bu gelişmeler Nietzsche’ye çalışmalarının karşılığını alacağı yönünde umut vermiş. 1886 yılında anlaşamadığı kız kardeşi antisemitist Bernhard Förster ile evlenmiş. 1887 yılında Ahlakın Soykütüğü Üzerine isimli eserini, 1888’de de Putların Alacakaranlığı ve Deccal’i yazmış. Ardından otobiyografisi Ecce Homo isimli eserini yazmaya başlamış. Bu dönemlerde Dostoyevski’nin eserlerini okuyan Nietzsche, ünlü kişilikten epey etkilenmiş.

1889 yılının Ocak ayında zihinsel bir çöküş yaşayan Nietzsche, kaynaklara göre bir atın kırbaçlandığını görünce onun önüne atlayarak boynuna sarılmış. Daha sonra ise kendini kaybederek yere yığılmış. Ardından zihinsel sağlığını kaybetmeye başlamış ve birkaç yakın arkadaşına gönderdiği mektuplardan durumunun ne kadar ciddi olduğu anlaşılmış.

Nietzsche’nin Hastalık Dönemi;

Haberi alan yakın arkadaşı Overbeck, Nietzsche’yi Basel’de bir psikiyatri kliniğe yatırmış. Durumu gittikçe kötüleşen Nietzsche’nin tedavisi önce annesinin isteğiyle Otto Binswanger, daha sonra da Julius Langbehntarafından üstlenilmiş. Langbehn’in uyguladığı tedavi Nietzsche’ye iyi gelmiş fakat doktorun hastasının rahatsızlığı hakkındaki özel bilgileri etrafıyla paylaşması üzerine tedaviye son verilmiş. 1890 Mart’ında annesi Nietzsche’yi klinikten çıkartarak kendi evine götürmüş.

İşte bu sırada ünlü kişiliğin yakın arkadaşları Overbeck ve Gast, Nietzsche’nin yayımlanmamış eserlerine ne yapılacağı üzerine düşünmekteymiş. Nietzsche Wagner’e Karşı isimli eserin 50 kopyalık özel basımını sipariş etmişler ancak yayımcı onlardan gizlice 100 kopya basmış. Deccal ile Ecce Homo’yu ise yayımlamamışlar. 1893 yılında Elisabeth, kocasının intihar etmesi üzerine evine geri dönmüş. Yıllarca birlikte yaşamalarının ardından 1897’de Nietzsche ve Elizabeth’in annesi hayata veda etmiş. Ardından Nietzsche’nin bakımını hiçbir zaman anlaşamadığı Elizabeth üstlenmiş.

Nietzsche’nin Mezarı;

Zihinsel hastalığının nedeni konusunda ise çeşitli görüşler ortaya atılmış. Ama bunların en yaygını, frengi hastalığından kaynaklanan üçüncü devre sifilis teşhisi olmuş. Leonard Sax ise yaptığı incelemeler sonucunda Nietzsche’nin rahatsızlığının sağ taraflı retroorbital beyin zarı tümörü olduğunu savunmuş. 1888 ve 1889 yıllarında iki kez felç geçiren Alman filolog ve düşünür, son dönemlerinde konuşma ve yürüme yetilerini de kaybetmiş. 1 yıl sonra ise 1990 24-25 Ağustos gecesinde bir kez daha felç geçirerek, öğle saatlerinde hayatını kaybetmiş. Kız kardeşi Elizabeth onu babasının yanına defnettirmiş. Ardından Elizabeth, ölen kardeşinin taslakları üzerinde istediği değişiklikleri yaparak Güç İstenci isimli eseri yayımlamış.

Sonuçta; Friedrich Nietzsche 19. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen, eserleri tüm dünyada çığır açmış, felsefe dünyası üzerinde önemli etkiler bırakmıştır. Sigmund Freud, Alfred Adler, Carl Gustav Jung, Michel Foucault, Albert Camus gibi edebiyat, psikoloji ve felsefe dünyasının pek çok büyük ismi onun ışığı altında yol almışlardır.

.