Asi Gülüşlüm Ah Güzel Antakyam

Kadim bir mozaiğin parçaları gibi iç içe, doğudan yükselen mistik bir şarkı gibi içlice, hiç bitmesin bu yol, Lazkiye’ye, Palmira’ya aksın, Beyrut’a aksın, Diyar-ı Şam’a atsın bizi, kaybolup duralım o kayıp hazineleri arayarak. (…) Neler gömülü sisli kalbine, Arsuz’dan Altınözü’ne, Yayladağı’ndan Belen’e uzun bir şahitlik; bir zamanlar Şark Kraliçesi’nin sevinçleri, gözyaşları, şifreli bakışları, gizemli edaları… (…) Bugün de olduğu gibi yüzlerce kez Asi’de boğulmak istendi insanlık, kötülüğün tanrıları üstüne çöküp boynuna kement vurmak istedi. Asi’nin, soluğu kesilse de zaman zaman, tanık oldukları karşısında utançtan eğse de başını, kolay teslim olmak, ehlileşmek yok onun kitabında.” Asi Gülüşlüm AhGüzelAntakya #antakyam #asigülüşlüm

FranzKafka Kült  Öyküsünün Dönüşümü 

Gregor Samsa’nın hikayesini biliyoruz ancak -açık ya da kapalı şekilde- ifade ettiği şeyleri etraflıca çözümleyebildik mi?kafka, “iz bırakıp, silinmeye doğru yol alan yazar” olarak, insanın ve böcek tahavvülü gibi, muhakemeye, insan mantığına ve tabi ki doğanın içinde bulundurduğu kanunlara çapraz bir prosesin adisyonunu ödemekten sıyrılmış; ifadenin görüngesini böceğin bilincine yerleştirip gözlerden uzaklara kaçmıştır.


  1. Okumaya devam et

Kitap önerisi (Barış İnce Çelişki)

“Yanılmıştın… Zaten hep yanılırdın. O günden bugüne geçen yıllar boyunca tüm arzularımda yanıldın. Ömrüm boyunca sadece bir şeylere inanmak ve bağlanmak istedim dostum. Derinlemesine düşünmeden… Uzun uzadıya değil kestirmeden… Her beğenir gibi olduğu şeye ‘süper’ diyen beyaz yakalı gibi üstünkörü… Derinliğin caydırıcılığından ötürü… Misal kaçaklık gibi bir vasatı sevmek istedim, vasata sarılmak, vasatı koklamak istedim. Çabalarımızın ve çabalayanlarımızın imkânsızlığını bildim. Onları beceriksizliklerinden, başarısızlıklarından sarmak istedim.”

Doksanlı yılların sonu… Yolunu kaybetmiş bir ülke ve birçok benzeri gibi yaşadığı toplumla hesaplaşma çabasında yolunu kaybetmiş bir delikanlı. Çevresindeki herkes, her şeyin hızla değiştiğini düşünüyor; oysa yaklaşmakta olan esas değişime kendilerini hazırlamaktan başka bir şey yaptıkları yok. Seçim otobüslerinin masum duyguları solladığı yollarda, kavurucu Akdeniz güneşi altında kaçak bir hayat ne kadar sürdürülebilir ki İyi bir yol arkadaşı yoksa.Çelişki, son yılların cesur kalemi Barış İnce’den zülfüyâre dokunan bir roman…

Dizi: Türk Edebiyatı

Tür: Roman

Sayfa Sayısı: 112

1. Baskı: Haziran 2017, 4. Baskı: Eylül 2017

Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı

 

Yunus Nadi Roman Ödüllü yazar Enver Aysever’in yazmış olduğu ve gerçek anlamda beni benden alan nefesleri kesen  muhteşem  bir roman..

Hikaye  şöyle  başlıyor.

İstanbul’un çeşitli semtlerinde geçen, dönemin olaylarını konu alan bir roman. Bu romanda neler yok ki… 12 Eylül Darbesi, arabeskin çıkışı ve magazinin hayata girmesi, darbeler, dağa çıkanlar, ölenler vurulanlar ve hatta Cumartesi Anneleri… Mekan olarak sadece kahramanların yaşadıkları yer Göztepe değil, Kadıköy, Nişan taşı, Beyoğlu, Büyük ada fon olarak kullanılmış. Bu bilgilere bakarak dönemsel bir roman diye düşünmeyin sakın. Bu bir aşk romanı. Hem de yasaklı bir aşk romanı. Bal Gözlü Yahudi Kız Eda/ Rita ve adını öğrenemediğimiz kahramanımız Kahraman Pardösülü Çocuğun yasa dışı aşkı…

Azınlıkların yaşadığı sıkıntılar:

bu kitapta geçen biri Müslüman diğeri  Yahudi, iki gencin hırpalanmış aşklarını anlattığı anlara tanık oluyoruz.

Kahramanımız   kahverengi pardösülü adam  İstanbul’un Nişan taşı  sokaklarında yürüyordur.Boynunun hemen yanında, sol omzunda bir yumru olduğunu fark ediyor. Doktor  kuzenine gidiyor . Aslında  buraya geliş amacı sol omzundaki yumrudur. Bunun bir kanser türü olduğunu ve yakında öleceğini öğrenir.İşte bu dakikadan sonra yaşadığını fark ettiğini anladığı ana, aşık olduğu zamana geri döner. Göztepe’de ailesiyle beraber oturuyorlardır. Otobüs beklediği zamanlar bir kızı fark eder.. Kızdan çok etkilenir. Keman taşıdığını fark ettiği bir gün gitarıyla beraber cesaret ederek kızla konuşmaya çalışır. Hayranı olduğu şair Cemal Süreya’nın şiir kitabını da yanına alarak ondan cesaret alır. İşte o konuşma hayatının dönüm noktası olur.

 

Hafta sonları otellerde çaldıklarından bahseder. Böylece her şey başlamış olur. Beyoğlu’nun barlarında beraber müzik programı yapmaya başlarlar. Ama Kahverengi Pardösülü Çocuk bir türlü kıza açılmaya cesaret edemez. İçin için aşk ateşiyle kavruluyordur aslında. Artık hüzünlüdür hayat onun için. Aklını kullanamaz, kalbiyle hareket ediyordur. Bir gün kavga çıkar barda. Kahramanımız çocuğa biri vurunca devrilir ve kendini yerde bulur, bayılır. Eda buna o kadar çok üzülür ki, ona karşı hissettiği duygular değişmeye başlar. Artık

aralarındaki platonik bir aşk değil, delicesine birbirini arzulayan, çılgınlar gibi birbirlerine bağımlı bir sevdaya dönüşür. Ancak Rita’nın içi rahat değildir. Ailesinin bu ilişkiye karşı çıkacaklarından adı gibi emindir. Evde Rita dışarıda Eda olan bu kız her şeyin farkındadır. Azınlıktır çünkü onlar. Diğerleri gibi değildir. Örfleri, adetleri asla kendi ırklarından, kendi dinlerinden olmayan biriyle evlenmelerine hatta flört dahi etmelerine izin vermez. Katiyen yasaktır. Öyle de olmuştur. Gençler birbirlerine o kadar çok aşık olmuşlardır ki karar vermiştir Rita. Kendini tamamıyla aşkına sunacak, ilki o olacaktır. Seher adında gecekondu mahallesinde yaşayan Eda’nın bir arkadaşı vardır. Eda o kadar çok sever ki Seher’i ve kızı Mine’yi, bütün sırlarını ona anlatır. Sevgilisini onunla tanıştırır. Bir gün Seher’in evinde beraber olurlar ve Eda masumiyetini sevgilisine sunmuştur. Yalnız, aileler duyduğunda kıyamet kopar, her iki aile de darmaduman olur. Tek çare kızlarını eve hapsetmektir. Artık üniversiteye kızlarını bir aile dostları Ari diye biri götürür. Aslında kızlarının arasının olmasını istedikleri biridir. Çünkü kendi ırkından ve Yahudi’dir. Bir gün kahverengi pardösülü çocuk ve arkadaşı bir plan yapıp kızı kaçırırlar, Büyükada’ya giderler. Levy Pansiyon’da aşıklar yine baş başa bir gece geçirir. Rita’nın ailesi artık durumun dayanılmaz vaziyette olduğunu anlar ve kimseye haber vermeden taşınırlar. Kızlarını da yurtdışına İsrail’de üniversite okutmaya sonra da Amerika’da akrabalarının yanına göndermeye karar verirler. Aşıklar bir daha görüşemezler. Sadece Seher’in arada taşıdığı mektuplar dışında. Eda hamile kalmıştır, çok mutlu olur. Aşkından bir parça taşımaktadır, fakat aile öğrenir ve zorla bebeği aldırmaya zorlarlar. Sonra sessizlik dönemi başlar. Gencimiz üniversiteyi bitirir, hoca olur. Sayısız kadınlar girer hayatına. Eda’sını hiç unutmaz. Seher’le görüştüğü halde hiç ondan bahsetmez. Ama şuanda durum farklıdır. Ölecektir ve son kez vedalaşmak için Seher’den bir ipucu ister. Tahmin ettiği gibi Seher Rita’yla görüşüyordur. O da deli gibi merak ettiği halde hiçbir şekilde haber vermemesini rica eder, çünkü ailesinin ona bir şey yapmasından korkar. Seher yabancı kodlu bir numara verir. “Çeviriyorsun, pıt diye düşüyor yüreğe. Buna dayanabilir miyim, emin değilim..” diye düşünür. Son kez bir Cemal Süreya şiiriyle bitirir:

Kahverengi Pardösülü Adam ( artık koca bir adam olmuştur) ölümsüz aşkı Bal Gözlü Kız Eda’yı arayıp vedalaştı mı bilmiyoruz…

Ama şunu biliyoruz ki, aşklar töreye mahkum olmasın, artık özgür olsunlar…

 

       Dilediğince okunması dileğiyle… 

#sosyalkitap

 

Unutursun

insan neleri unutmaz ki zamanla…

Öyle bir an gelir ki bazen geçmişte yaşadığın onca acılarını #unutursun.. Zaman öylece akıp gider zamanın nasıl geçtiğini #unutursun Bazen; gün gelir yaşayamadığın çocukluk yıllarını #unutursun bazen bir tebessüm etmeyi #unutursun Gün aydınlanır güneş doğar sen gecenin kabusunu #unutursun hastane koridorların da dünyaya bir bebek gelir kucağı

na alırsın kokusunu içine çekersin bütün kederleri #unutursun bazı yaşanmışlıklarımız şarap gibi gelir #unutursun bazen kötü bir söz seni incitir sevdiğine sarılır #unutursun Bazen de kendine zaman ayırmayı #unutursun Mesela her sabah kalktığında iş yerine giderken okuyacağın bir kitabı #unutursun

Yaşadıklarınız unutulur, söyledikleriniz unutulur fakat hissettikleriniz asla unutulmaz.

Şair’in dediği gibi

Unutmamak unutmaktan büyük sanılır..”Hiç unutmuyorum” derler..”Hiç unutamayacağım” derler..”Hiç unutamam” derler..”Unutmam” derler..Ve unuturlar, unuturuz, #unutursun..Hatırlamayı bile!

Makale: Özdemir Asaf gideli 36 yıl oldu: Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz…

Özdemir Asaf gideli 36 yıl oldu: Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz…

ve “Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme Lavinia / Adını gizleyeceğim, Sen de bilme Lavinia” mısralarının sahibi, Cumhuriyet dönemi Türk şairlerden Özdemir Asaf’ın bugün 36’ncı ölüm yıldönümü.

28 Ocak 1981 yılında, 57 yaşında hayata veda eden usta şair, eserlerinde işlediği ölüm, umutsuzluk ve endişe gibi hüzünlü duygularla sevildi. 11 Haziran 1923 tarihinde Ankara’da doğan ve asıl adı Halit Özdemir Arun olan şair, bugün şiirleriyle anılıyor.

Not:yazının devamını aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

http://flip.it/gmYy57

MAKALE içinde yayınlandı |

Tutunamayanlar – Oğuz Atay

OĞUZ ATAY ( TUTUNAMAYANLAR)

Oğuz Atay’ı

e kitaplarını neden bu kadar sevdiğimi zaman zaman düşünmüyor değilim. Oğuz Atay dediğim zaman aklıma.. Türk edebiyatının en iyi yazılmış eserlerinden biri olan; Tutunamayanlar gelir.Hikayelerindeki kurgular ve yarattığı karakterler bir yana, beni en çok etkileyen, duyguları okuyucuya hissettirişi ve kullandığı ironik anlatım. Bunlar, Oğuz Atay’ın yazarlığına dair sevdiğim güzel şeyler . Ben şimdiye kadar, isyanını bu denli duygulu ve zarif bir şekilde ifade eden hiç kimse görmedim. Asi ve isyankar birinden zorba ve kabaca davranışlar, cümleler beklerken, Atay sayesinde kişinin isyanını nazik ama sarsıcı bir şekilde ifade edebileceğini öğrendim.

Türk edebiyatının en iyi yazılmış eserlerinden biri olan Tutunamayanlar. Alışılmış üslubun dışında, yer yer kasvetli, okuyucuyu kızdıran, sevdiren ama bir o kadar da bağlılık yapan, bizi, insanlığı kısaca hayatı anlatan bir roman… Unutulmaz karakterler, Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin, Esat ve diğerleri… Her biri bir roman karakteri belki… Okuyunca hayattan koparan bir yerlerde Selim var mı, Turgut ben miyim diye düşüncelere daldıran bir metin. Kısacası hayata tutunamayan, gidişatı kabul etmeyen, inkarın ve isyanın romanı.Aslında bu kitap bir karakter romanı, çok fazla olay örgüsü yok. Oğuz Atay’ı ve eserlerini anlamak için öncelikle karakterleri iyi özümsemek ve iç dünyasını anlamak gerekmektedir. Roman bir trende başlar. Turgut trende tanıştığı bir gazeteciye bir mektupla yazdığı notları gönderir. Mektupta gazetecinin bu ‘eser’i yayınlamayı düşünürse ilgili kimselerle görüşmesini ve onların onayını aldıktan sonra harekete geçmesini ister. Böylece romanımız başlar.

Tutunamayanlar’ın başlıca kahramanları Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin Kutbay, Nermin Özben, Günseli Ediz’dir. Düşünceleri ve sözü en çok edilen kahraman Selim Işık olsa da olay örgüsü Turgut Özben üzerinden anlatılmaktadır. Evli ve iki çocuk sahibidir. Kahramanlarını “tutunan” ve “tutunamayan” olarak sınıflandırdığımız romanın, her iki kavramın arasında kalan bir karakterdir. Mühendistir ve rahat bir hayatı vardır. Selim’in intiharından sonra, bir dönüşüm sürecine girecek kendi benliğini sorgulamaya başlayacak ve “özben” soyadını alacaktır. 1933 doğumlu ve çocukluğu İkinci Dünya Savaşı’nda geçmiş biridir. Aydınlanmaya üniversite yıllarında başlar ve en çok örnek aldığı kişi ise Selim’dir. Onun gibi çok okumaya özenip okunmadığı birçok kitap almıştır. Fakat iş hayatına atılıp evlenince birincil amacı para kazanıp rahat bir hayat sürmek olmuştur. Fakat Selim’in intiharı onu altüst eder ve arkadaşının hayatını araştırarak bir nevi benliğini bulmaya çalışacaktır. Ki intiharı bir gazete haberinden öğrenir ve çok sarsılır. Öncelikle Metin ve Esat’la konuşur. Metin Zeliha adlı bir kızdan bahseder. Eski sevgilisidir. Selim’in bu kızı Metin’e yakıştırmadığını söyler. Beraber bir tiyatro gurubunda rol aldıklarından bahseder. Metin kızı bırakınca Selim’in ona aşık olduğunu söyler. Fakat kız sonunda başkasıyla evlenmiştir. Esat ise Selim’in okuma tutkusundan ve Oscar Wilde’a olan hayranlığından bahseder. Sonra devreye Süleyman Kargı girer. Süleyman Turgut’a Selim’in şarkı diye yazdığı 600 mısralık bir şiir verir. Bu satırlardan Selim’in düşünen ve sorgulayan ama mutsuz bir insan olduğu anlaşılmaktadır.

Turgut’la tanışmak isteyen, kendini Selim’in arkadaşı olduğunu söyleyen bir kadın gelir. Adı Günseli’dir. Günseli Selim’le nasıl tanıştıklarını, aralarındaki ilişkiyi anlatır. Anlattıklarıyla Selim’in tutunamayan karakteri daha çok ortaya çıkar. Bunları duydukça Turgut, ben o zamanlar neredeydim neden Selim’i anlamadım diye hayıflanmaya başlar. Turgut sonra Selim’in günlüğünü bulur. Günlüğü okudukça Selim’i intihara sürükleyen sebepler bir bir ortaya çıkmaya başlar. Selim’in son zamanlarında “Türk Tutunamayanları Ansiklopedisi” hazırladığı anlaşılır. Hüsnü Ergeç, Ahmet Çekingen, Nazmiye Erdoğdu yazdığı bazı ‘tutunamayan’ karakterlerdir. Turgut bu ansiklopediyle sonuca ulaşır. Selim toplum tarafından kabul edilmeyen, farklı bir kişiliktir. Selim’in de tabir ettiği gibi bir tutunamayandır. Böylece Turgut kendisinin de bir tutunamayan olduğuna karar verir. Sonunda da trende tanıştığı birine yazdıklarını verir ve ortadan kaybolur.

Tutunamayanlar’ın unutulmazlarından, Turgut’un kendi iç benliğini anlattığı Olric diye bir karakteri vardır. Toplumdan uzaklaşıp kendi iç sesini dinlemeye başladığında hep Olric’e başvurur. Olric devamlı ‘efendimiz’ diye hitap eder Turgut’a. Romanın sonunda ise Turgut sadece Olric’le yaşamaya karar verir ve hayattan çıkıp gider.

Tutunamayanlar, anlatım şekli olarak bir devrim niteliğindedir. Türk romanına çağdaş bir görünüm kazandıran ilk eserlerdendir. Bu roman, kişinin benliğini bulma ve sorgulatma kitabıdır. Zekice kurgulanmış eserlerin en güzelidir. İçimizdeki Olric’lere ses vererek kendimizi bulup benliğimizi kabul etmek dileğiyle..

Bol kitaplı günleriniz olsun…

Sevgiyle Kalın

Hayata dair

Bir  yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
yüreğin susup,mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını;
dağlara dönmeli yüzünü insan..

yeni patikalar yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak..
yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak..

Hep isteyip te bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa gerçekleştirmeyi denemeli.
her geçen gece ölüme bir gün daha yaklaştığını ve zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup ta, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı..

baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri..

küçücük şeylerle başlamalı belki, örneğin bir kaç durak önce inip servisten otobüsten, yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini gördüğünü hissedebilmeli..

sağlığını kaybedip ölümle yüz yüze gelmeden önce değerli olmalı hayat..!
illa büyük acılar çekmemeli küçük mutlulukları fark etmek için..
başkasının yerine koyabilmeli kendini..

Ağlayan birine gül;   inleyen birine sus dememeli…Ağlayana omuz inleyene çare olabilmeli.Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak duyurmamalı  sevgisiz soysuz kalarak..Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp hapset meli kokusunu içine.güneşin doğuşunu sevmeli; arada bir seher yeli okşamalı saçlarını..Karada, yağmurda; sevincine, coşkusuna fırtınada boranda; öfkesine isyanına ortak olabilmeli doğanın..Bir çocuğun ilk adımlarıyla umudu;Bir gencin düşüncelerinde geleceği,bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli..Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli..Ama küçük ama büyük her hayal kırıklığı, her acı;bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için..Çünkü hiç düşünmemiş ise El vermezsin kimseye kalkması için.Hiç çaresiz almamışsan Dermanı olamazsın dertlerin Ağlamayı bilmiyorsan; neşesizdir kahkahaların.Merhaba denmemiş ise anlamsızdır elvedaların.Ne herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı.Bilmeli: çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için.Sadece anlatacak bir şeyleri olduğunda değil;Söyleyecek bir şey bulamadığın dada dinleyebilmeli.Aklı ve kalbi ile katılabilmeli sohbetlere..Hafızası olmalı insanın;Hiç değilse aynı hataları aynı bahanelerle tekrarlamaması için.Soruları olmalı, yanıtlarını bulmak için bir ömür harcayacak.Dostları olmalı ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak.Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki;Hakkını verebilsin sevdiklerinin,Zaman bulabilsin bir teşekkür ve bir elveda için.yaşam dedikleri bir sınavsa eğer  asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten..

Ama…     Herkesi sevemeyeceğin de her şeyi bilemeyeceğini de fark etmeli insan.tıpkı her şeye sahip olamayacağı gibi.. Zamanın ninnisinde uykuya geçirmemeli hayatı…

 

Genel içinde yayınlandı |